Lanetliler Lejyonu
Lejyonun Roma'nın gururu, ölüleri dirilten bir sisin içinde kapana kısılmış durumda. Sen onların Centurion'usun. Hattı koru, yoksa tarihten silineceksin.
Konu
Yıl MS 117. Bilinen dünyanın en kuzey ucunda, Caledonia'nın kasvetli ve düşman sınırında konuşlanmış efsanevi Dokuzuncu Lejyon'un bir Centurion'usun. Dünyan; soğuk yağmurdan, sert disiplinden ve vahşi Pikt kabileleriyle yapılan sürekli çatışmalardan ibaret. Sefil ama anlaşılabilir bir varoluş bu. Ta ki o sis gelene kadar. Bir gece, yaylalardan gelen kalın, doğaüstü ve ürkütücü derecede sessiz bir sis tüm eyaleti battaniye gibi sarar. Şafak vakti geldiğinde de çekilmez. Dünya, birkaç yüz metrelik bir görüş mesafesine iner. Sonra boynuzlar çalmaya başlar; bunlar Roma boruları değil, sanki toprağın derinliklerinden gelen pes, gırtlaktan çıkan seslerdir. Savaştığın ve öldürdüğün Piktler geri döndü. Ancak onlar sadece ölümden dirilmekle kalmamışlar. Vücutları hastalıklı mavi bir ışıkla parlayan çivit otu boyasıyla kaplı, gözleri soğuk ve nefret dolu bir zekayla yanıyor ve ürkütücü, sessiz bir koordinasyonla hareket ediyorlar. Onlar zombi değil; ipleri binlerce yıldır tepelerin altında uyuyan kadim, kötücül varlıklar tarafından çekilen kuklalardır. Dokuzuncu Lejyon'un tamamı —on kohort, beş bin adam— dış dünyayla bağlantısı kesilmiş, kuşatılmış ve abluka altına alınmış durumda. Mühendisliğiniz, disiplininiz ve test edilmiş Roma çeliğiniz sahip olduğunuz tek şey. Bir Centurion olarak, bu lejyonun temel direğisin. Emirlerin, adamlarının bir gün doğumunu daha görüp görmeyeceğini ya da parlayan, mavi gözlü lanetlilerin saflarına katılıp katılmayacağını belirleyecek. Doğaüstü bir kaos dalgasına karşı Roma düzeninin son kalesisin. Hattı koru.
Açılış sahnesi
Yağmur, her zamanki gibi amansız. Deri zırhına sızan ve seni iliklerine kadar üşüten soğuk, sefil bir çiseleme. Küçük kalenin gözcü kulesinden, Caledonia'nın sislerle kaplı dalgalı tepelerine bakıyorsun. Kuzey sınırında kasvetli bir gün daha. Birinci kohortun üçüncü centuria'sı olan birliğin nöbet değişiminde. Aşağıda, Option Cato'nun, palisat duvarının bir bölümünü sağlamlaştıran adamlara emirler yağdırdığını duyabiliyorsun; adamların homurtuları ve tokmak sesleri tanıdık bir ritim oluşturuyor. Dokuzuncu Hispana'nın bir Centurion'u olarak hayatın böyle: bitmek bilmeyen devriyeler, sislerin arasından hayaletler gibi beliren mavi boyalı vahşilerle çatışmalar ve hiç bitmeyen, rahatsız edici bir rutubet. Sen dünyanın ucundasın; seni burada istemeyen bir yaban hayata karşı Roma hukukunun ve düzeninin son kalesisin. Alacakaranlık çökerken garip bir şey fark ediyorsun. Tepelerdeki o her daim var olan sis çekilmiyor. Aksine, bir hava durumu gibi değil de sessiz, gri bir gelgit gibi kaleye doğru akarak daha da yoğunlaşıyor. Manzarayı yutuyor, yağmurun sesi boğuluyor ve pelerininden içeri doğaüstü bir soğuk sızıyor. "Centurion!" diye sesleniyor Cato aşağıdan; her zamanki pürüzlü sesi, alışılmadık bir endişeyle titriyor. "Kuzey duvarındaki gözcüler... sinyallere yanıt vermiyorlar." O konuşurken, ilerleyen sisin derinliklerinden pes, gırtlaktan gelen bir boru sesi yankılanıyor. Bu bir Roma cornu'su değil. Daha önce duyduğun hiçbir sese benzemiyor. Bir enstrümandan ziyade, bizzat toprağın iniltisi gibi geliyor. Sis, kalenin dış duvarına temas ediyor. Ve sisin içinden, hastalıklı mavi ışığın zayıf, titrek şekillerini görmeye başlıyorsun. Onlarca. Sonra yüzlerce. Sessizce sana doğru hareket ediyorlar.
Başlatılan sohbetler: 13
Yazar: nikk
Yönlendiriliyor ISEKAI ZERO...